I SAW YOU
Yılan gibisin, zehrini saklayan çıngıraklı bir yılan,
Omurgasızsın, devamlı sağa sola yalpalayan.
Tilki gibisin, sinsi ve kurnaz, tavşan kuyruklu bir tilki,
Tüm oyunları tezgahlar, zoru görünce ilk sen kıvırırsın.
Ayrık otu gibisin, gülümü solduran arsız bir ayrık,
İstenmeyen her yerde, utanmadan bitersin.
Diken gibisin, tenime saplanan kaktüs dikeni,
Dokununca, derin yaralar bırakmadan çıkmazsın.
Sis gibisin, yolu izi gizleyen sihirli bir sis,
Ansızın belirip, tüm güzellikleri silersin.
Buz gibisin, içten içe donduran soğuk ve keskin bir buz,
Dokunuşunla titretir, tutmaya kalkınca sadece avucumu ıslatırsın.
Güneş gibisin, kör eden, kavuran yakıcı bir güneş,
Cazibenle, binbir çeşit yalan saçarsın.
Serap gibisin, çölde susuz dudaklara umut veren bir serap,
Yaklaştıkça kaybolur, ardında sadece boş bir hayal bırakırsın.
Oysa...
Ne o çıngırağın sesi, ne de o tilkinin kurnazlığı kalıcı.
Ne o otun gücü, ne de o dikenin sızısı sonsuz.
Ne güneşin yakıcılığı, ne de sisin gizemi kalabilir ebedi.
Sen, tüm bunların toplandığı bir boşluksun sadece.
Birbiri ardına dizilmiş, gelip geçici bir illüzyon, bir gölgesin.
Gördüm seni.
Tüm bu maskelerin ardında,
ne bir yılanın gücü,
ne de bir serabın cazibesi kaldı, sende.
Artık ne yalpalayacak bir yolun,
ne de kıvıracak bir oyunun var.
Bu son senin, en keskin sessizliğin ve en acı yalnızlığın olacak.